Katil aramızda

Hayaletler gerçek ya da sahte olsalar da hayatı öyle ya da böyle yaşamalıyız.

Agatha Christie’nin Doğu Ekspresi’nde Cinayet (2017), Nil’de Ölüm (2022) romanlarını sinemaya uyarlayan, Belçikalı ünlü dedektif Hercule Poirot’yu başarıyla canlandıran Kenneth Branagh, yazarın “Elmayı Yılan Isırdı”dan (1969) çektiği Venedik’te Cinayet dünyanın giderek karanlık, acımasız bir yere dönüştüğünü, aynı zamanda 1947’de emekli olup Venedik’e yerleşen Poirot’nun karamsar ruh halini de yansıtır. Dedektifin cinayet romanları yazarı arkadaşı Ariadne Oliver onu rahat bırakmaz, görkemli bir sarayda yapılacak olan ruh çağırma seansına götürür. Bu ev 1735’ten beri lanetlidir, perilidir, burada yaşayan herkes bir trajediye kurban gitmiştir. Cadılar Bayramı gecesinde palasın sahibesi operacı Rowena Drake balkondan atlayan kızı Alicia ile medyum Joyce Reynolds aracılığıyla iletişim kurmaya çalışır. Medyum öldürülünce doğaüstü güçlere inanmayan Poirot katili bulmak için herkesi malikâneye kilitler. Branagh Venedik’i ürkütücü, ölümcül, tekinsiz bir şekilde yansıtır.

Sisler içindeki, adeta karanlığa gömülmüş kentte gondolcular beyaz maskeleri, siyah pelerinleriyle yolcularını öteki yaşama taşırlar adeta.

GEÇMİŞİN FELAKETLERİ

Geçmişin felaketleri malikânenin içine sinmiştir. Freskler, melek heykelleri karakterleri yukarıdan inceleyip izlerler. Tek mekânda geçen filmde yapım tasarımları, çevre düzeni gerçek karakterler gibidirler, olağanüstü bir atmosfer yaratırlar. İç mekânlar tarihi Pinewood

Stüdyoları’nda oluşturuldu, dış çekimler Venedik’te gerçekleştirildi. Abartılmış perspektifler, plonjeler, kontr plonjeler, geniş planlar, anamorfik objektiflerle gizemli, yoğun bir atmosfer yaratıldı. Stüdyoda çalışmak Branagh’a sanatsal özgürlük sağladı. Görsellik en üst düzeydedir, Branagh’ın yönetiminde oyuncular çok başarılıdır. Başta Poirot olmak üzere tüm karakterlerin içsel yolculuklarını izleriz. Sırlar, gizemler, ölümlerle dolu bu gecede her şey ortaya çıkacaktır. Kenneth Branagh’ın yönettiği, senaryoyu yazdığı, başrolde oynadığı doğaüstü gerilimde Tina Fey, Michelle Yeoh, Kelly Reilly, Jamie Dornan, Camille Cottin, Jude Hill, Kyle Allen, Riccardo Scamarcio uluslararası oyuncu kadrosunda yer alıyorlar. Belfast’ta baba-oğul rolünde izlediğimiz Sir Laurence Olivier’in gençliğini anımsatan Jamie Dornan ile çocuk oyuncu Jude Hill arasındaki etkileşim çok başarılı.

‘HEPİMİZ KADER MAHKÛMUYUZ’

Derviş Zaim Tavuri adlı belgeselinde Kıbrıs’ın en büyük dolandırıcısı, çocukluk arkadaşı Mustafa Serttaş’ın inanılmaz ama gerçek öyküsünü anlatıyor. Serttaş, 1975’te Mağosa’da restorandan bir tencere kuru fasulye çaldığı için ıslahevine gönderilir. 14 yaşında bir çocukken girdiği Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nden 50 yaşında bir adam olarak çıkar. Yaşamının dörtte üçünü cezaevinde geçiren Serttaş hiç mi hiç pişmanlık duymaz. Ona göre devlet onun hayatından 40 yılını çalmıştır. “Vazgeçmeyeceğim, çalacağım, enayileri kandıracağım, enayi olmasınlar kanmasınlar diyen Mustafa hırsız olmasını ailesinin ilgisizliğine, sevgisizliğine bağlar: “Ailem, çevrem bana git, çal, getir derdi.” ‘Babamı ve kızım Kader’i sadece iki kez gördüm’ der. Kızına “Dünyanın en namussuz, şerefsiz insanı olsam da ben senin babanım” der. Kraliyet sarayının önünden geçerken Kraliçe Elizabeth’i nasıl dolandırabileceğini düşünür. Hırsızlık ona göre bir kariyerdir, ıslah olmayan, burnunun dikine giden bu ayrıksı adamın öyküsünü hüzünlenerek, gülerek, düşünerek izledim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir